islam bir medeniyet zinciridir

23/4/2007 - fizikte entropy;kıyametin bilimsel adı

ne zamandır bu konuyu yazıya geçirmeyi planlıyordum.ancak bir türlü her ne hikmetse nasip olmuyordu.bilginin efsane yüceliğine inanan biri olarak(Allahı tenzih ederek tabiki).bilgim görgüm dahilinde.sizlere müslüman olan bir insanın o eşsiz yaratıcısının ispatlarını yapmaya devam edicem insallah.yok öyle kuru kuruya inanmak!!! müslüman adam Allah(cc) ın delillerini her yerde arayan insandır.nitekim kur'an-da bir cok yerde geçmiyor mu? "DÜŞÜNEN TOPLUMLAR İÇİN İBRETLER VARDIR" ben bayılıyorum bu tür tanımlamalara.işte müslüman her yerde Allah(cc) ın delillerini evrende arayan ve ispat eden insandır.olayın giriş kısmını uzatmak istemiyorum.derhal hevesim varken şu yazımı yazmak istiyorum.(tamamen kendi cümlelerimi kullanıcam.hatalarım olursa affınıza sığınıyorum)

 

fizikte entropy;kulak aşinalığınız vardır en azından...entropy;termodinamiğin vazgeçilmez yasalarından bir tanesidir.ve en basit tanımlama itibariyle,evrende her maddenin,mikrokozmostan tutunda makrokozmosa kadar her maddenin.düzensizliğe geçiş dönemini teşkil eden bir fizik yasasıdır.peki biraz açmak gerekirse nedir entropy dediğimizde; evrendeki her maddenin.ilk varolusundan itibaren.zaman sürecine bağlı olarak düzensiz bir yapıya geçmesidir.olayı kavramak adına bir kaç örnek verelim isterseniz."insanın doğması,büyümesi,ve ölmesi...işte doğduğu anda en düzenli yapıdadır.Bir bebeğin duyma frekansı en yüksektir yetişkine göre,bebeğin tüm organları sıfır kilometre yeni üretilen bir otomobil gibidir.ancak sıfır kilometre olması belli bir zaman sürecini teşkil eder.bebek büyür,yetişkin bir insan olur ve sonra yaşlanır ve ölür.işte bu entropy süreci daha ilk dogumda 0 saniyesinden başlar ve sürekli bir artış eğilimi gösterir.yani düzensizlik artar.öyle değil mi sizce de? her madde doğar yaşar ve ölür.işte buna entropy denir.zamana bağlı düzensizliğin sembolu olarakda kendimce tanımlayabilirim.siz nasıl tanımlarsanız artık.

 

peki maddesel olarak yorumladık entropy ide.evren icin uygulamak nasıl olacaktı.işte orda biraz ilim var arkadaşlar.çünkü bilim adamlarının şakaklarını patlatan evren kozmoloji dalı,öyle her baba yiğidin yapabileceği bir alan değil.hani eflatun okuluna asmış ya yazı..."MATEMATİK BİLMEYEN KAPIDAN İÇERİ GİREMEZ" ...işte bu dalda öyle bir konsepti içinde barındırıyor.kozmolojide entropy insanın kanını donduran muhteşem bir olaydır.bugün herkes şunu kabul ediyor ki; bilimsel olarak EVREN GENİŞLEMEKTEDİR.kimse bunu artık inkar edemez.nasa altına imzasını atmış.bize tasdik etmek düşer.peki genişleyen evren ne demektir? evet 1930 yılında edvin hubble tarafından bulunan genişleme teorisi.hubble uzay teleskopundan galaksilerin red shift olayıyla,bizden uzaklaştığı olayıdır.uzaklaşan galaksiler ne anlama gelmekteydi.evet arkadaşlar.her an ve her saniye evren durmadan bir balon gibi şişmektedir.tastamam cuk diye bu tanımlama yerine oturmaktadır.galaksiler birbirlerinden olağanüstü bir biçimde uzaklaşmaktadırlar.peki bu genişleme teorisi hep mi devam edecekti.işte buna yanıt aramadan önce; belki bilmeyeneniz vardır diye yeri gelmişken söylemek istiyorum.

1930 yılında bulunan evrenin genişlemesi,tam 14 asır önce biliniyordu.yani yüce kitabımız kuran-ı kerim bu yeni bulunan keşfi kendisinde barındırıyordu.aman ALLAH ım...!!!! sen ne büyüksün.peki hemen ayete bakalım ne diyor?

 

 

"BİZ GÖĞÜ KENDİ ELLERİMİZLE KURDUK VE BİZ ONU GENİŞLETMEKTEYİZ"

 

zariyat süresi 47.ayeti kerime.

 

burda inkarcılar bu ayet o anlama gelmiyor diye muhalefet olmaya çalışmaktadırlar.ancak ayetin icinde geçen arapca kelime "musiune" kelimesi tastamam seyhulislam ebussudun aklis-selim tefasirinden tutunda sabuni tefsirlerin ozune kadar hepsinde genişleten olarak geçmektedir.ve arapça musiune kelimesi hem esmaul husnadaki teşkil eden ismiyle rızık veren anlam taşır.hemde genişleten manasını ihtiva eder.ancak tefsirlerde hep,genişletmek olarak belirtilmiştir.

 

 

bunu da böyle bahis ettikten sonra.asıl konumuza geri dönelim.evet!!! genişleyen evren teorisinde,entropy kuralları nasıl olacaktı.

 

bilimciler bu konu karşısında net olarak 2 soruya cevap vermek zorundaydılar.

1.cisi

"evren sürekli mi genişleyecekti"

yoksa

2.ci olarak " bir gun genişlemesini durduracakmıydı"

 

inanılmaz bir matematiksel denklemler ve fizik yasaları.mumkun değil anlaya bilmek bu işe gönül vermedikten sonra.

 

yerden yukarı doğru atılan bir taşı düşünelim arkadaşlar.yerden atılan taşın yukarda maximum noktasına çıkmaya etkiyen 2 faktör vardır.1.cisi ;yer çekimi kuvveti

2.cisi ise; taşın fırlatılma hızı.

 

bu faktorler geregınce.yerden atılan taş.maximum noktaya kadar cıkıp.yer çekimin etkisiyle,başladığı yere doğru geri dönmektedir.

 

işte genişleyen evren teoriside.belirli bir hızla bizden uzaklaşmaktadır.ancak hep mi uzaklaşacaktı.yerden atılan taşın fizik gereği.uzayın boşluklarına kadar gitmeyeceği kesindi.ama evrende nasıl olacaktı işte bu.sürekli genişleyen evrende.nasıl bir geri dönüşüm başlamalıydı.

 

işte bilimciler bu soruya cevap aradılar bir dizi çalışmaların sonucunda;ve bu sorunun cevabına şöyle bir açıklık getirdiler.sürekli genişleyen evrene open universal yani açık evren...genişlemeyi durdurup collaps (çöküş) olan evrene de  closed universal yani kapalı evren dediler.ve collapsı saglayacak bir kütle yoğunluk ilişkisi için omega diye bir yöntem denediler.ve ilginç bir evrende kütle artışını görmeye başladılar.evet evet yanlış duymadınız.kara deliklerden bahsediyorum.evrende öylesine kara delikler keşfedil di ki.bu kara delikler ölen galaksilerin yada bir başka deyişle süper novalar sonucu sönen yıldızları kendisine çeken muthis bir cekim alanına sahiptiler.kara delikler oylesine bir cekime sahiplerdir ki; kendisinden çıkan ışığı bile direk çıkmadan collaps eden bir sisteme sahiptiler.ve her geçen saniye kütleleri artmaktaydı.kütlesi artan evren ne anlama geliyordu? evet arkadaşlar kütlesi artan evren; yorulan bir evren anlamına gelmekteydi.ve yapılan araştırmalar sonucunda kütle ve yoğunluk oranlarının 1 den buyuk olması tamamen bilimsel çevrede closed evrenın varlıgına delalet etmekteydi.

 

Yani evrenimiz surekli genişlemeyecek.bir gün genişlemesini durdurup.kendi içinde kapanacak yani bilimsel adıyla big crunch (buyuk çöküş) olacak.ve taşın geri gelmesi gibi başladığı yere geri dönecek.işte bilimsel literatürde kıyametin tanımı.evrenimizde entopy den mutlak ölçüde etkilenecektir.aslında bu kara delikler mevzusunu kısa geçtim ama.inşallah diğer ki yazılarımda kara deliklerden de insallah bahsedeceğim sizlere.evrenin kapalı evren olması böyle tanımlandı.yani kendi içinde collaps olacaktır evrenimiz...peki bu tanımlama kuranda yazmıyor mu elbette yazıyor..işte kanımızı donduran bu anlattıklarımıza dair apacık kuran ayeti ;

 

 

Göğü, kitab dürer gibi dürdüğümüz zaman, yaratmaya ilk başladığımız gibi, katımızdan verilmiş bir söz olarak onu tekrar var edeceğiz. Doğrusu biz bunları yaparız.

 

enbiya süresi 104.ayeti kerime

 

 

 

içimden ne geliyor biliyor musunuz bu inkarcılara karşı,hani diyolar ya.hz.muhammed o kuranı kendisi yazmış....pes doğrusu....hz.peygamberin teleskopu mu vardı yada roketi mi vardı ki,gidip görsün incelesin butun bu olayları...ve kitabına yazsın....yazık size cok yazık....sadece inanmıyorsunuz..çünkü işinize öyle geliyor.

 

yazan:ALİ GURBUZ

Bağlantı

23/4/2007 - turan dursundan zerdüştlük saçmalığı

TURAN DURSUNDAN ZERDÜSTLUK SACMALIĞI:

 

Bilindigi gibi turan dursun islamiyetin  Zerdüştlükten alındığını iddia ediyor.iste iddiası:

 

Bu kitap çok önemli. Çünkü, Yahudiliğin de, Hıristiyanlığın da, İslam'ın da "amentü"sünün, yani temel inanç kurallarının ve kimi "Şeriat" kurallarının bu kitaptan alınma olduğu, açık seçik görülmekte: "Tanrı ordular'nı oluşturan "melekler", bu kitapta. Kral Şeytan İblis'in ordular'nı oluşturan "cinler" ve benzerleri bu kitapta. Ölümden sonraki yaşam, "cennet" ve "cehennem" inancı bu kitapta. Dinsel "pislik"ler, "pislenmeler nelerdir ve dinsel "temizlenme"ler nasıl olur; bu kitapta.374

 

Peki nedir bu zerdüstluk yani Mecusilik gelin birlikte inceleyelim.Dilciler “Mecus” kelimesinin kökü meselesinde ayrı fikirler öne sürmüşlerdir.Kelimenin kökü eski Farscadır.Daha sonra bir cok dillere ve bu arada Arapcaya geçmistir. (Akkad,Abu al-Anbiya,s.113) Mecus kelimesi Kur’an da sadece bir yerde geçmektedir.Kur’an,bu kelimenin bir dinin adı olduğuna işaret etmiş.

(hac,1,zemahseri,kessaf,cIII ,s.117) dinlerinin ne oldğunu acıklamamıstır.

 

İran’da müteaddit dinler doğmus olmakla beraber,en eski ibadetin ateşe tapmak olduğu anlaşılmaktadır.Ateşi,güneş ile ay gibi en parlak yıldızların mümessili kabul ederek ona tapmışlardır.Zamanla eski dinlerinin kaynaşmasından tanrıların ustunde iki tanrı kabul edilmisti. (hana al-Fahuri ve Halil al’cer,Tarih al-felsefe al-arabiyye,c.I ,s.23,Beyrut,1957.Muhammed gallab,el-felsefe aş-şarkiyye,s.182,184,Mısır,1538 ) bunlardan biri olan Mazda diğer tanrılar arasında temayüz etmis,hikmet ve akıl sahibi bir tanrı olmustur.Bunun yanında kuvveti temsil eden Ahura da aynı şekilde temayüz etmistir.bu ikisi birleşerek kudretli,akıllı ve hikmet sahibi tek tanrı Ahura Mazda’yı meydana getirdi.Pek eski Midya’lı bir kabile olan Mecusiler de ateşe tapmakta iken sonraları bu tanrıyı kabul ettiler.(H.Fahuri,Tarih al-Felsefe,c,I S.123. Masson oursel,al-felsefe fi aş-şark,Muhammed Yusuf musa terc.,s.94,Mısır,1945,Encyc.religion,Vol.VIII, p.243 ) Fakat onun karşısına kainattaki kötü şeyleri yaratan tanrı olan Ahriman’ı koydular.Cunku Ahura Mazda hikmet ve akıl sahibi olduğundan o ancak dinin kaynağı olabilirdi.Böylece ilk zamanlardan beri iki tanrıcılık fikri ortaya cıktı. (Ahmed Rıfat,Lugat Tarihiyye ve Cografiyye,c.I , s.319,İst.,1300 )

 

Ahura mazda’nın peygamberi olarak ileri sürülen Zerdüşt’ün (a) de bu ikilik fikrinden kurtulmadığı görülmektedir.Fakat sonunda Ahura Mazda’nın Ahriman’ı mağlup edeceğini kabul etmekte ve Ahura Mazda’ya o şekilde sıfatlar vermektedir ki,böylece onun bütün kainatın tanrısı ve yaratıcısı olduğunu ortaya koyarak tanrılık mefhumunu mahalli ve kabile tanrısı anlayısından çıkartmakta ve ona cihanşümul bir anlam vererek bütün kainatın tanrısı yapmaktadır (b)

 

a-) Zerdüstün M.ö. IV.asırdan önce tevhid dinini İranda yaratmağa calısan bir kimse olduğu  iddia edilmektedir.Dini Allah’ a tapmak, şeytanı inkar etmek,iyiliği buyurmak,kötülükten sakındırmak,fenalıklardan kaçındırmaktır.Aydınlık ile karanlık ,zıt iki asıldır.Yezdan ve Ahriman da böyledir.Onlar kainatın varlığının dayandığı iki prensiptir.Allah aydınlığı ve karanlığı yarattı.onları yaratan tektir.Ortağı,benzeri,zıttı yoktur.Zerdüst,din tarihinde o zamana kadar hakim olan tasavvurlara son derece önemli bir unsur katmıstır.Bu,dünyanın muayyen bir bir nihayeti olması ,bir nevi kıyametin kopmasıdır.Ezelden beri dünyaya hükmetmek icin gece gündüz savasan iyi prensip Ahura Mazda ile kötü prensip Ahriman arasındaki gerginlik dünyanın sonuna kadar devam edecektir.Dünyanın sonu Ahura Mazda’nın saltanat kuracağı gün olacaktır.zerdüşt bu tanrının mübelliğidir.bu hususta ( bkz. Muhammed Gallab,al-felsefe aş-Şarkiyye,s.193,Şehristani,al-Milel,c.II ,s.68-69.Ahmed b.ebi Yakup b.cafer al-Anbari,Tarih al-yakabi,c.I ,s.143,Necef ,1358.Ahmed Rıfat,lugat,Tarihiyye ve cografiyye,c.I,s.319.Masson,al-felsefe fi aş-sark,s.96. Ord.Prof.hilmi ziya ülken,İslam düşüncesine Giriş,c.I,s.7,9,A.schimel ,Dinler Tarihi,s.66,67,196,Ankara,1956 )

 

b-) Muhammed Gallab,al-felsefe aş-Şarkiyye,s.188,190,191,Hana al-fahuri,Tarih al-felsefe al-Arabiyye,c.I,s.24.Masson,al-felsefi fi aş-sark,s.96 )

 

 

Manilik dini  de aynı şekilde kainatın iyi ve kotü diye iki prensibe  dayandığı kabul etmisti.Kainattaki iyilikler Ahura Mazda’dan kötülükler de onunla savasan ezeli bir kaynak Ahriman’dan neşet etmektedir.İyilik ve kötülük prensipleri ezeli ve edebi olmakta ve her sedye birbirlerine eşittirler.İran dusuncesıne hakim olan kainattaki iyi ve kötü,aydınlık ve karanlık gibi ,bu ikilik fikri dinlerine de tesir etmis ve gördüğümüz İran dinlerinde tevhide doğru bazı çabaların neticesiz kalmasına sebep olmus,sonuc olarak dinleri bu ikilik prensibinden kurtulamamıstır.Buna gore Mecusiligi kainattaki ikilik kabul eden eski İran dinlerinin umumi bir adı olarak kabul etmek gerekir.

 

Hicazlıların tüccar olması ve komsulukları onları İranlılarla temas etmesini ve ticaret eşyası olarak kölelerin alınıp,satılması esnasında birbirlerinin dinlerinden haberdar olmalarını gerçeklestirdi.Hicazlılar Irak’a gidip gelmekle Mecusilerin tesirinde kalmışlardı.Hicazlıların ileri gelenlerinden bazılarının Mecusi oldugu nakl edilmistir.Arap yarımadasında Mecusilerin en cok bulundukları yerler Yemen,Bahreyn ve Umman’dır.

 

Kureys icinde aydınlık ve karanlığa tapanların  bulundugunu,onu Hire’den aldıklarını,bu inanç sahiplerine “ seneviye” dendigini ve kureys’ten olanlarına Zındık adı verildigini goruyoruz

 

(kureys Mecusileri sunlardır: Ebu sufyan b.harb,ubey b.halef,Nadr b.haris.Haccac sehmi’nin iki oğlu Munebbih ile nebih ,As b.vail,Velid b.mugire.Mecusluk Temim kabilesine de gecmisti)

 

 

Müslümanlar ,Mecusileri kitap ehli saymadıklarından onlardan cizye almıyorlardı.Hz.Ömr,abdurrahman b.avf’ ın Hz.peygamber’in Hicr Mecusilerinden cizye aldığını rivayet etmesine kadar ,onlarda cizye almamıstır.

 

 

Kaynak: Kur’an ın red ettiği dinler HUSEYİN ATAY ,atay ve atay yayınları.

 

Simdi bu bilgilere gore dursun a cevap verelim.islam dininde kac tanrı var.CEVAP: 1 peki Mecusilikte kac tanrı var.CEVAP: ahura Mazda ve ahrıman (yani iki )

 

 

 

"Yersel" olanlarsa Zerdüşt'ün yönetimindedirler. "Güneş"e, "Ay"a, "yıldız'lara, "hava"ya, "ateş"e ve "su"ya ilişkin işlerle ilgilenirler. Aslında "Güneş", Kral Tanrı Ahura Mazda"yı simgeler. Ötekiler, bundan sonra gelirler.379

 

 

Dursun bunları diyor.ama İslam dininde bunların olmadıgını sezemıyor.ahura mazdayla ahriman ın hep carpısacagını soyluyoruz.ama dursun İslam dininde tek tanrı ınancında.Allah ın yer ve goklerı tek basına yarattıgını gormuyor.

 

Zerdüst bir peygamber felan degildir.kendi kendini peygamber yapmıs ıkı tanrıcılık kısılıgıne sahip biridir.mecusilikte soyledıgımız gibi tevhid inancı soz konusu olsa bile bu tevhid inancı bu tanrıların yaptıklarından dolayı bızım tevhidimizle yakından uzaktan iliksisi olmayan bir konsept durumuna gelmistir.bu yuzden Mecusilikte onemli olan tanrıların ne yaptıklarıdır.gok tanrısı yer tanrısı .hatta sabilikteki gibi bir yaratıcıya inanılması ancak  ona ulasamayacagını hisseden ınsanların yıldızları tanrılastırması gibi olaylar goz onune carpmaktadır.

 

 

 

 

Müslümanlar ,Mecusileri kitap ehli saymadıklarından onlardan cizye almıyorlardı

 

(bu cumle de mecusiligin kıtap ehli olmadıgı gozler onune serılmektedir.kureys Mecusilerin icinde ebu sufyanda peygamberın can dusmanlarından bırısı oldugu kesin degil midir.bunlar cahiliye devrinde Mecusluk yaptıklarına gore.kendı tanrılarını (undan yaptıkları) alcıklarından dolayı yememıslermıdır.

 

"Melekler" içinde, görevleri yalnızca "koruyuculuk" olanlar ("hafaza") da vardır. Çeşitli "işlev"ler üstlenmiş, "grup grup" melekler.380

 

Nitelikleri, görevleri ne olursa olsun, tüm "melek"ler, Kral tanrı'nın "ordular"ında "savaşçı" olarak bulunurlar ve Kral Şeytan Ehrimen'in "ordular"ıyla "savaşırlar".

 

 

Dursun bunları soyluyor.islamiyette boyle bir seyın oldugunu mu sanıyor.onlar hem o zamanda oyle zannedıyorlardı.kesın bir olayı gozle goren varmıydı acaba dıye sormak lazım dursuna.

 

Daha sonraki bölümler "soru"lu, "yanıt"lı. Zerdüşt sorar; Hürmüz, yani Ahura Mazda karşılık verir.

 

İkinci bölümde, "iyilik"çi ve "adalet"çi bir mitolojik hükümdar olan Yima Khshaetra 389 dönemindeki "gelişme"ler anlatılmakta. Şöyle başlanmakta:

 

Zerdüşt, Hürmüz'e sordu:

 

"Hürmüz! Ey çok yararlı ruh! Ey tüm gövdeler dünyasını yaratan. Ey kutsal! Ben Zerdüşt'ten önce, sen Hürmüz'ün konuştuğu ilk insan kimdir? Kimdir o ki, sen ona Hürmüz dinini, Zerdüşt dinini öğrettin."

 

 

Ahura Mazda kim belli degil.bir put.ve putla konusan bir insan.islamiyette put ne demek bir pislik.butun putları kabeden kaldıran kim? Hz.muhammed.

 

Muhammed de, "ilk vahiy" sırasında, "vahiy meleği"ne buna benzer karşılık verdiğini bildirir. "Hadis"te, kendisine "oku!" dendiği ve kendisinin "okur değilim, okuyamam!" biçiminde karşılık verdiği anlatılır.391 Bu anımsandığında Muhammed'in "ilk vahiy" numarasının kaynaklarından biri beliriyor.

 

 

Hz. Peygamber bir putla konusmadı vahiy meleginle konustu.kendi kendine kitap yazmadı .kitap Allah tarafından gonderıldi.

 

 

"Ahura Mazda": Anlamında "gök" anlamını bulanlar var.406 Clement Muart ise, "Ahura Mazda"mn, "Güneş Tanrısı "nın ta kendisi olduğunu yazar.407

 

Kendiside soyluyor ki bir gunes tanrısı.islamiyette ise gunesi yaratan bir tek alemlerin Rabbidir.

 

 

"Saoka": Hürmüz'ün öğüdüyle, Zerdüşt, "Saoka"ya da sığınır. "Saoka"' "Güneş Tanrısı" Mithra'nın bir elçisi olarak ve "iyilikler için "gökten inen" bir iyicil melektir (iyicil cin).421

 

 

Dursun peygamberi hic tanımamıs.en kotu anında bile bir melege mi sıgınmıs bir sormak lazım.yoksa Allah a mı ?

 

 

Ve safsata surup gidiyor.mecusilik bir ilahi din felan degildir.uydurulmus bir tanrıcılık dinidir.ve putsal bir kavramdır.bir insanın bir puta tapması ve sadece onu evrenın yarattıgını ıddıa etmesi.cahilliye devrınde de mevcuttu.bu yuzden dursun.su soylemis bu soylemislerle ugrascagına kuranı otursunda adam akıllı okusaydı yada İslamiyet ilmini en azından bir peygamber yasamını ogrenseydi.bunları aklına bile getirmezdi.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bağlantı

22/4/2007 - hücredeki ilim

Şimdi anlatacağım husus ise,Allah/cc ın varlıgına ve birliğine kanıt olarak gerçek bir ibret teşkil etmektedir.çünkü bilimin o eşsiz teknoloji bulumlarıyla da,doğanın üstün bir tasarımcı elinden geçtiğine en güzel şahitliğini bu yazımızda göreceğiz inşallah.evet arkadaşlar,hücreden bahsetmek istiyorum bu yazımda sizlere.

 

Bilindiği gibi canlılar hücreler topluluğudur.her canlı hayatını sürdürebilmesi için olağanüstü bir biçimde organize çalışan bu hücrelere ihtiyaç duymaktadır.hücreleri bir arada programsal şekilde yönetim görevini üstlenen çekirdek ve onun içinde hayat mucizesi denilen dna bulunmaktadır.bu mekanizma o kadar ahenkli bir programda görevlerini yerine getirir ki,insan aklı bu durum karşısında adeta hayranlıklarını ifade edebilecek yüz çehresini kendinde ihtiva eder.

 

Evet arkadaşlar,ilk olarak kan hücresiyle başlamak istiyorum.bir tek kan hücresinde 280 milyon hemoglobin molekülü bulunur.yetişkin bir insan vücudunda ki 100 trilyon hücreden saniye de 5 milyonu ölürken ,ölenlerin yerine yenileri gelir.Beden yalnız    dünyadan değil güneş sisteminden,hatta uzaydan gelen çeşit çeşit ışınların,parçacıkların etkisine maruzdur.hepsinin ayrı ayrı,azımsanamayacak görevleri vardır.

 

Bir hücreyi mikroskop yardımıyla 1e 1 milyon oranında büyütüp elimize aldığımızı farzedelim.bu hücre içerisinde o kadar cok kapıların olduğunu göreceğiz ki,muazzam bir şekilde her saniye her salise bu kapakcıklar ,madde alışverişi için açılıp kapanmaktadırlar.bu olağanüstü bir çark ve olağanüstü bir programlama,şaşmaz bir biçimde bu kapılardan madde alışverişi her saniye olmaktadır.burada her madde nereye gideceğini çok iyi bir şekilde bilmektedir.burada tesadüfen bir karışıklık organizmanın rahatsızlığına hatta ölümüne sebep olabilmektedir.

 

Hücrelerin canlılık karakteri o kadar ilgi çekicidir ki,daha birçok konunun ayrıntılı olarak açıklanamadığı gerçeğini dikkate alarak,burada sadece hücrelerde ki hacim-yüzey ilişkisini ele alalım isterseniz arkadaşlar:

 

Artık biliyoruz ki,hayat dediğimiz şey,aslında hücre faaliyetlerinin karmaşık bir ürünüdür.Hücrelerin metabolizması; beslenme sonucunda elde edilen kimyasal enerjinin ,mekanik ve ısı enerjisi,hatta elektirik enerjisi halinde açığa çıkartılmasıdır.Hücreler için gerekli olan besin maddelerinin atomik ve moleküler bazda ki parçacıkları hücrelere girer ve metabolizma ürünü olarak dışarı çıkar.bütün bu madde alışverişi sürecinde hücre yüzeyi etkindir.hücre yüzeyi,hücre hacmine göre ne kadar büyük olursa,madde alışverişi de o kadar kolaylıkla gerçekleşecektir.bilinen bir gerçek şudur; eğer bir cisim büyürse,bu cismin hacmi,yüzeyinden daha fazla artış gösterir.Örnek  olarak hücre şeklinin geometrik olarak küre olduğunu düşünelim.bu küresel hücrenin yarıçapının iki kat artması,hacminin tam 8 kat artması demektir.(Çünkü hacim,yarıçapın küpü ile orantılıdır,)

 

Öte yandan yarıçapın 3 kat artması halinde ,hacim 27 kat daha fazla artmış olacaktır.Yarıçapın 3 kat fazlalaşması,hacmi 27 misli artırırken,yüzey sadece 9 kat artış gösterecektir.(yüzey yarıçapın karesiyle orantılıdır)

 

Şimdi şöyle bir hesaplama yapıyoruz: Kenarları 1m olan küpün hacmi 1 metreküptür.bu küpün 6 yüzeyi olduğundan,yüzey alanıda 6 metrekare olacaktır.

 

Küpün içine 10 mikronluk (1 mikron,1 mm’nin binde biridir) yarıçapa sahip hücrelerden tam 1000 trilyon hücre yerleştirilebilir.

 

Bu durumda,küp içine sığabilmiş 1000 tirilyon hücrenin yüzey alanı,küpün 6 metre kare olan alanından tam 100.000 defa daha fazla olacaktır.Buradan çıkan çarpıcı sonuç şudur: Organizma,toplu bir kütleden,bitişik ve yığınlaşmış bir topluluktan yana değil;ayrı ayrı bağımsız birimlerden oluşmakla yüzeyini artırmakta;böylece madde alışverişi de daha hızlı ve daha verimli gerçekleşmektedir.

 

Yani gerçek şudur arkadaşlar: Doğa çok iyi bir matematikçidir.

Ve dolayısıyla doğanın bir yaratıcısı olduguna göre Allah /cc çok iyi bir matematikçidir.

 

Olayların zahiri görüntüsünden ziyade,Batıni sebeplerini anlayabilmek ve bunların diğer olaylarla ilişkisini kavraya bilmek için “ gözümüzün” açılması gerekiyor.zira Allah /cc korusun.

 

 

Dünyada kör olan,ahrette de kördür” (isra süresi 72.ayeti kerime)

 

 

Bağlantı

22/4/2007 - Beni Kureyza Katliam Değildir.

Benî Kurayza Gazası Niçin ve Nasıl Yapıldı?

 

1. Peygamberimiz Aleyhisselam Medine'ye geldiği zaman, Müslümanlar ile Müslüman olmayanlar arasında umumî bir muahede ve mukavele yapmıştı.

Bu muahede hükümleri arasında: Yahudilerin de mü'minlerie bir topluluk teşkil ettikleri kabul olun­makta; Peygamberimiz Aleyhisselamın izin ve müsaadesi olmadıkça kendilerinin herhangi bir askerî harekâtta bulunamayacakları, ne Kureyşîleri, ne de onlara yardım edenleri hiçbir suretle korumayacak­ları, Medine'ye bir taarruz vukuunda da elbirliğiyle müdafaada bulunacakları hükmü yer almakta idi.[1]

2. Benî Nadîr Yahudileri, öteden beri, kendilerini Benî Kurayza Yahudilerinden üstün tutarlardı. Benî Kurayza Yahudilerinden biri Benî Nadîr Yahudilerinden birini öldürdüğü zaman, katil kısas

olarak öldürülürdü.

Fakat, Benî Nadîr Yahudilerinden biri Benî Kurayza Yahudilerinden birini öldürecek olursa, yüz vesk (deve yükü) hurma öderdi.

Peygamberimiz Aleyhisselam, nihâî merci sıfatıyla, aynı soydan gelen her iki cemaati eşit muamel­eye tâbi tutmak suretiyle aradaki imtiyazı kaldırmış, Benî Kurayza Yahudilerini Benî Nadîr Yahudilerinin seviyesine yükseltmişti.[2] Benî Kurayza Yahudileri, bu iyiliğe karşı nankörlük ettiler.

3. Benî Nadîr Yahudileri sözü geçen muahede ve mukaveleyi bozarak Peygamberimiz Aleyhisselama karşı harbe kalkıştıkları zaman, Benî Kurayza Yahudileri de Benî Nadîr Yahudilerine katıldılar.

Peygamberimiz Aleyhisselam; Benî Nadîr Yahudilerini muhasara ederek yurtlarından sürüp çıkardığı halde, Benî Kurayza Yahudilerini affetti ve yeni bir muahede ile onları yerlerinde bıraktı.[3]

Peygamberimiz Aleyhisselam, Benî Kurayza Yahudileriyle de, onların muahede yapmaya yetkili adamları olan Ka'b b. Esed'le de muahede yapmış bulunuyordu.[4]

Huyey b. Ahtab'ın Kureyş müşriklerine söylediğine göre; Benî Kurayza Yahudileri Peygamberimiz Aleyhisselama karşı fırsat kollamak ve Kureyş müşriki eriyle işbirliği yapmak üzere Medine'de oturmak­ ta idiler.[5]

Müşrik orduları gelip Müslümanları kuşattıkları zaman, Benî Kurayza Yahudileri, müşterek vatan­ larını koruyacakları, Müslümanlara yardım edecekleri yerde, aradaki muahedeyi bozmuşlar,[6] muahede yazısını yırtmışlar,[7] Amr b. Su'dâ gibi bazı insaflı kimselerin "Eğer ona yardım etmeyecekseniz, bari kendisini düşmanlarıyla başbaşa bırakınız!" yollu öğütlerini de dinlememişlerdi.[8] Peygamberimiz Aleyhisselamın göndermiş olduğu tahkik ve sulh heyeti, onları işitmiş oldukların- dan daha kötü ve azgın bir tutumda buldular.[9] İşler kızışıp harbe dönüşmeden önceki hallerine dön­ meleri ve Huyey b. Ahtab'ın sözünü dinlememeleri için onlara and verdiler.

Ka'b b.Esed:

"Hiçbirzaman o barışıklık haline dönmeyeceğiz! Ben o barışıklığı şu ayağımdaki sandalın orta par­mağıyla yanındaki parmak arasına geçen tasması gibi kopanp atmış bulunuyorum!" dedi.[10]

Benî Kurayza Yahudileri de:

"Resûlullah da kim oluyormuş?! Muhammed'le aramızda ne ahid vardır, ne de akid!" dediler.[11]

Peygamberimiz Aleyhisselama sövdüler:

"Muhammed, kendisine diş bileyenler birleşip çevresinde halkalandıkları zaman, bize adamlar salıp sulh ve muahede istiyor!

Hayır! Hayır!

Onun üzerine hep birden saldırıp kendisini avlamak için and içilmiştir!

Biz de, o kardeşlerimize muhakkak arka ve yardımcı olacağız!" dediler.[12]

Bu, Benî Kurayza Yahudilerinin muahedeyi ikinci bozuşları idi.

Onlar, muahedeyi bozmakla, Peygamberimiz Aleyhisselamı ve Müslümanları en nâzik ve tehlikeli bir sırada, ölüm kalım savaşlarında yardımsız ve yalnız bırakmış; müşterek vatanın düşmanların eline düşüp talan edilmesine rıza göstermiş oluyorlardı.

7. Benî Kurayza Yahudileri, bu kadarla da kalmadılar.

Medine'yi yağmalamak ve başta Peygamberimiz Aleyhisselam olmak üzere Müslümanları ve Müslümanlığı ortadan kaldırmak için Medine'ye gelen düşmanlarla anlaşma yaptılar. Onlara yardım ettiler. Müslümanları birtaraftan da onlarkuşattılar.[13]

8. Mekke müşriklerine; Ebu Süfyan'a ve Uyeyne b. Hısn'a: "Siz sebat ediniz! Biz Müslümanları şehirlerinde arkalarından vuracağız!" diyerek haber saldılar.[14]

9. Huyey b. Ahtab'ı müşriklere göndererek, Medine'ye geceleyin baskın yapmak üzere, Kureyşîler ile Gatafanlardan biner kişi istediler. [15]

10. Medine'ye, geceleri baskın yapmak üzere, keşif birlikleri göndermekten geri durmadılar. [16] Benî Kurayza Yahudilerinin müşriklere yardım ettikleri Kur'ân-ı Kerîm'de de açıklanmış bulunmak­ tadır. [17]

Müslümanlar Hendekten dönüp Medine'ye, evlerine gelince, silahlarını çıkardılar.[18]

Peygamberimiz Aleyhisselam da, Hendekten Medine'ye döndüğü zaman Hz. Âişe'nin evine geldi.[19] Üzerinden silahını çıkarıp yere koydu.[20] Vakit öğle vakti idi.[21] Yıkanmak üzere, gusulhâneye girmişti.[22] Başını yıkadı.[23] Gusletti. Buhurlanmak için, buhurdanlığını getirtti.[24]

O sırada, başına beyaz bir sarık sarmış, eğerinin üzeri atlas örtülü bir katıra binmiş olduğu halde, Cebrail Aleyhisselam geldi.[25]

Cebrail Aleyhisselamın sarığının taylasanı iki omuzunun arasına salınmıştı. Sırtında da zırh göm­lek vardı.[26]

Cebrail Aleyhisselam Mescidin kapısında, cenazelerin konulduğu yerin yanında durdu.[27] Başından tozlan silkti[28] ve:

"A! Ey Allah'ın Resûlü! Sen silahını çıkardın mı?! dedi.

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Evet!" buyurdu.[29]

Cebrail Aleyhisselam:

"Vallahi, biz daha silahlarımızı çıkarınadık![30]

Düşman senin üzerine geleliden beri,[31] melekler silahlarını çıkarmadılar ve müşrikleri takip etmedikçe de dönmediler![32]

Kalk, silahını kuşan![33] Onların üzerine yürü!" dedi.

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Nereye? Kimlerin üzerine?" diye sordu.

Cebrail Aleyhisselam:

"İşte, oraya!" dedi ve eliyle de Benî Kurayzalara doğru işaret etti.[34]

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Ashabım çok yorulmuşlardır! Birkaç gün onların dinlenmelerini beklesen olmaz mı?" dedi.[35]

Cebrail Aleyhisselam:

"Yâ Muhammed! Yüce Allah, Benî Kurayza üzerine hemen yürümeni sana emrediyor! Şimdi ben yanımdaki meleklerle onların kalelerine gidiyorum![36] Allah onları düz ve sert taş üzerine yumurtayı çarpar gibi çarpacaktır![37]

Ben binitimi onların kalelerinde üzerlerine sürüp kendilerini perişan ve darmadağın edeceğim!" diy­erek dönüp gitti.[38]

Enes b. Malik der ki:

"Cebrail Aleyhisselamın kumandası altındaki melek süvarileri Ensardan Ganm oğullarının sokak­larından geçip giderlerken yerden kalkan tozlan şimdi bile görür gibiyimdir!"[39]

 

Peygamberimiz Aleyhselamın Müslümanlara Benî Kurayza Yurduna Hemen Hareket Etmelerini 

Emredişi ve Kendisinin de Onlarla Birlikte Yola Çıkışı

 

Cebrail Aleyhisselam gider gitmez, Peygamberimiz Aleyhisselam sıçrayıp ayağa kalktı[40] ve halka şöyle seslenmesini Bilal'e emir buyurdu:[41]

"İşiten ve itaat eden kişi, ikindi namazını Benî Kurayza yurdundan başka yerde kılmasın![42] Ey Allah süvarileri! Siz de atlarınıza bininiz!"[43]

Peygamberimiz Aleyhisselam takyesini, miğferini, zırhını getirtti. Takyesini ve miğferini başına geçirdi. Zırhını sirtona giydi. Kılıcını beline bağladı. Kalkanını arkasına çevirdi. Mızrağını eline aldı. Atına bindi.

Kendisinin yanında iki, üç atı bulunuyordu. Bindiği, Lahf veya Lühayf isimli atı idi.[44]

Hz. Ali'yi çağırdı.

Sancağı ona verdi ve önden onu yola çıkardı .[45]

Abdullah b. Ümmi Mektum'u Medine'de yerine vekil bıraktı.[46]

 

 

 

KAYNAKLAR

 

 

[1] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 3, s. 1 47,150, Ebu Ubeyd, Kitâbu'l-emval, s. 290, 294.

[2] Ebu Dâvud, Sünen, c. 4, s. 168.

[3] Zührî, Megâzî, s. 73, Abdurrezzak, Musannef, c. 5, s. 360, Buhâıf, Sahih, c. 5, s. 22, Müslim, Sahih, c. 3, s. 1388, Ebu Dâvud, Sünen,c.3, s. 157, Beyhakî, Sünen, c. 9, s. 232, 233, Vâhidf, Esbâbü'n-nüzûl, s. 279.

[4] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 3, s. 231.

[5] Vâkıdî, M egâzf, 1367/1948 K ahire b ask ı a, s. 290.

[6] İbn İshak.İbn Hişam, Sîre, c. 3, s. 231, 232.

[7] Vâkıdî, M egâzf, c. 2, s. 457, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 4, s. 103.

[8] Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 4, s. 1 03.

[9] İbn İshak.İbn Hişam, Sîre, c. 3, s. 232.

[10] Vâkıdî, Megâzî, c. 2, s. 458.

[11] İbn İshak, İbn, Hişam, Sîre, c. 3, s. 232.

[12] Vâkıdî, M egâzf, 1367 /1948 K ahire bask ı sı, s. 295.

[13] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 3, s. 230, 231, 257, Vâkıdî, Megâzî, c. 2, s. 494, İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 2, s. 71 , Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 344, Taberî, Tefsfr, c. 21, s. 1 50, İbn Hazm , Cevâmiu's-Sîre, s. 118.

[14] İmam Zührî, Megâzî, s. 80.

[15] Vâkıdî, Megâzî, c. 2, s. 460.

[16] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 3, s. 239, Vâkıdî, Megâzî, c. 2, s. 462.

[17] Ahzâb: 21, Vâkıdî, Megâzî, c. 2, s. 495, İ bn Sa'd, Tabakât, c. 2, s. 71.

[18] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 3, s. 244.

[19] Vâkıdî, Megâzî, c. 2, s. 497, İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 2, s. 74, 75.

[20] Ahmedb. Hanbel, Müsned, c. 6, s. 56, Buhârî, Sahih, c. 5, s. 49.

[21] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 3, s. 244.

[22] Ahm ed b. Hanbel, Müsned, c. 6, s. 280, Belâzurî, Fütühu'l-büldân, c. 1, s. 23.

[23] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c.2,s. 75.

[24] Vâkıdî, Megâzî, c. 2, s. 497.

[25] İbn İshak.İbn Hişam, Sîre, c. 3, s. 244.

[26] Halebî, İnsânu'l-uyÜn, c. 2, s. 657.

[27] İbn Sa'd, Tabakât, c. 2, s. 74, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 4, s. 118.

[28] Buhârî, Sahih, c. 5, s. 51 , Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 347, 348.

[29] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 3, s. 244.

[30] Buhârî, Sahih, c. 5, s. 49.

[31] İbn Seyyid, Uyünu'l-eser, c. 2, s. 68.

[32] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 3, s. 244, Vâkıdî, Megâzî, c. 2, s. 497.

[33] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c.2,s. 68.

Bağlantı

22/4/2007 - Oryantalistlerin Tahrif İddiaları

ORYANTALİSTLERİN TAHRİF İDDİALARI

 

Oryantalistler Kur’an-ın,mevsukiyetini/orjinalitesini muhafaza edemediğini iddia etmektedirler.Onlar bu iddialarını,özellikle yedi harf ve kıraat meselelerini gündeme getirerek ve kur’an’dan bazı bölümlerin çıkarıldığını çağrıştıran birtakım uydurmak rivayetleri öne sürerek delillendirmeye çalışmaktadırlar.Müslümanların bu gibi konularda fikir birliğine varamamış olmaları ve bazı şii müelliflerin Kur’an’dan bir kısım süre ve ayetlerin çıkarıldığı şeklindeki iddiaarı,tabiatıyla oryatalistlerin bir taraftan ellerini güçlendirmekte,diğer taraftanda önlerine zengin bir koleksiyon sunmaktadır.Mesela bu anlamda W.Muir sırf bazı şii kaynaklardan elde etmiş olduğu bilgilere dayanarak,özellikle Hz.Ali ile ilgili bir kısım ayetlerin Kur’an’dan çıkarıldığını ileri sürmektedir.(bkz.Doğrul,Ömer Rıza,Tanrı buyruğu (Giriş),s.LXXVII.) aynı şekilde Blachere de Şia’nın,Kur’an’ı noksan kabul ettiği fikrinden hareketle,Hz.Ebu bekr sonra da Hz. Osman’ın bir çok ayet ve süreyi Kur’an’a almadıklarını,Hz.Ali’yi Müslümanlara açıkça imam ve halife tayin eden pek çok ayeti de Kur’an’dan çıkarıldıklarını iddia etmektedir.(bkz.Blacher,Regis,Le Coran(Que sais-je),Paris 1976,s.19-20) Aslına bakarsanız bu iddiaların tutarsız olduğu ortadadır.Çünkü böyle bir durumda şu söylenebilir.Eğer gerçekten Hz.Ebubekir ve Hz.Osman,Hz.Ali ile ilgili ayetleri Kur’an’dan çıkardı ise,Hz.Ali halife olunca neden bunları tekrar Kur’an’a yazdırtmadı?Öyle görünüyor ki bu,hiçbir zaman muhtedil Şia tarafından da tasvip görmemiştir.Çünkü bu tür iddialar Gulat-ı şia denilen batıniyyenin sapık kavillerinden biridir ve hiçbir mantıki tarafı yoktur.(bkz.Keskioğlu,Osman,Kur’an Tarihi,s.330)

 

 

Oryantalistlerin bazen de Kur’an’ın bir takım üslub özelliklerinden hareket ederek onun tahrife uğradığını ileri sürmektedir.Mesela Emile Dermenghem kaleme almış olduğu “Muhamed’in Hayatı” adlı eserinde Kur’an’ın cem ve tertibinden söz ederken şunları söylemiştir: “Son ve kat’i metne gelince o,halife Muaviye zamanında Haccac tarafından –tıpkı  Osman’ın tatbik ettiği usül üzere-tertib edilmiştir.Kur’an’da sayısız tekrarlar vardır ve ayetlerden bir çoğunun yerinde olmadığı açıkça görülmektedir.Asıl metne birtakım ilaveler ve haşiyelerin yerleştirilmediği yahut ondan bazı parçaların çıkarılmadığı  şeklindeki birtakım hususlar bilinmediği gibi,bu ziyade ve eksiklerin oranını tayin etmekte imkansızdır” (bkz.Dermenghem,Emile,Muhammed’in hayatı (trc.Reşat Nuri Güntekin),yy,1930,s.346-347)

 

 

Burada şunu hemen işaret edelim kibu ifadeden anladığımıza göre Emile Dermenghem,Kur’an’ın tertibi ile harekelenmesi meselesini birbirie karıştırmıştır.Çünkü bütün tarihi kaynaklar,Kur’an’ın Hz.Osman zamanında kesin bir biçimde çoğaltılp tertip edildiğini,Haccac zamanında ise harekelendiğini kaydetmektedirler.Mevcut metnin harekelenmesi esnasında tertipte herhangi bir şekilde oynama söz konusu olmayacağı açıktır.Öyle anlaşılıyor ki,Emile Dermenghem bu hususu ortaya koyarak Kur’an metninin birkaç defa tertib edildiğini,bu sebeple ondaki ayet ve sürelerin yerinden oynatıldığını iddia etmek suretiyle insanların zihninde,Kur’an’dan bir takım çıkartmaların yapılmış olduğu şüphesini uyandırmak istemektedir.Tabii ki bu ve benzeri fikirler,hiçbir zaman ispat şansına ulaşamayacak nitelikteki iddialardan ibarettir.

 

 

“Mizanu’l –Hak” adıyla te’lif etmiş olduğu eserinde,Kur’an hakkındaki tahrif iddialarına yer veren müelliflerden biri de Fander’dir.Ancak Rahmetullah el-Hindi yazmış olduğu “İzharu’l –Hakk” isimli eseriyle bu zatın fikirlerini çürütmüş,1984 yılında da Haşim Abdulfettah Gudde tarafından kaleme alınan “Havle’l –Kur’ani’l –Kerim ve’l –Kitabi’l –Mukaddes” isimli eserle de Fander ve diğer oryantalistlere hak ettikleri susturucu cevaplar verilmiştir.(bkz.Karataş,Şaban,Kur’an tarihi,s.83)

 

 

Sonuç olarak şunu ifade edelim ki oryantalistlerin tahrif iddiaları,tarihi verilere tamamen ters olup,art niyetle ortaya atılmış mesnetsiz fikirlerdir.Bu tür fikirleri ortaya atanların tek amacı Müslümanları,yeryüzünde Kur’an’dan soğutmak,uzaklaştırmak ve ona sırt çevirmektir.Ancak onlar hiçbir zaman bu art niyet ve ön kabullerinden kaynaklanan çirkin amacı gerçekleştirme şansını elde edememişlerdir,tabi ki bundan sonra da asla elde edemeyeceklerdir.

 

 

Kaynak:KUR’AN TARİHİ ,prof.dr.Muhsin Demirci,Ensar Neşriyat s.210-212)

Bağlantı

<- :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

islam özgürlük sanatıdır ve maneviyat mutluluğunun tek anahtarıdır.

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım
e-posta

Kategoriler

Arkadaşlarım

banucagri